0 yorum

GERİYE DOĞRU SAYARKEN



2009'u kayıt altına almak lazım, veda ederken .Neler götürdü,neler getirdi nasıl bir yıldı benim için yazmak lazım bir bir.

Kötü bir yıl değildi öncelikle,çok daha kötü bir "bir yılım" olmuştu.Çabuk geçti dikkati sayılır şekilde. Kötü değildi dedim de ee hatırlanacak bir iyiliği de yoktu aslına bakarsanız.Geçti bitti gidiyor işte...

Kaymak, kadayıfın okulunun ana sınıfı kurasını kazandı ve beş yaş grubuna kadayıfın okuluna başladı,benim için en önemli beklenti ve gelişme buydu belki de.

İşle ilgili hak ettiğim ve beklediğim gelişme,maalesef olmadı.Artık olsa da kıymeti yok derecede de içimin soğuduğu bir madde olarak hafızamda kaldı.

Emekle kurulan,hani derler ya ilmek ilmek örülen liseden beri arkadaşım dostum olan zaat-ı muhteremle sebepsiz bir şekilde kopuverdik,önce gerçekten yoğunluk sandım zaman ayıramayışımızı ama sonradan anladım ki,bitivermiş içindeki ben,insan istediği her şeye istediği zaman zaman bulur budur benim felsefem.Mesela ben,kadayıfa kaymak'a rağmen neler sığdırırım 24 saate şaşar kalırsınız ama istiyorsam tabii ki, hele bir de istemediğim bir şeyse asla yapmam,yapamam.O'da istemedi demek,nedense hep "çok yoğundu."

Yıllar sonra bulduğum,yap-boz parçamın diğer eşi Aylinim'den ayrılma haberi çıktı sonra birden 2009'un sonlarına gelirken.Mesafeler engel olmasa da dostluklara bilirim hiç bir şey eskisi gibi olmaz,
kahveyi koydum ocağa



atla gel kaynatalım azıcık diyemeyecek artık...Ama bilirim ki yine daralsam bunalsam bir nefes ötemde gibi koşar gelir.



İstediğim kadar çok okuyamadım bu sene,2010'da açık kapatmak hedefim.Haziran ayında kaymak ve kadayıfa rağmen "müşfik kociş" sayesinde 35 yaşında yüksek lisans tamamladım.(Bu da geçsin kayda,istenirse dağ delinir.)

Kilo aldım,en azından kendime göre tombiş oldum."Boyun kaldırıyor" tesellilerine kulak tıkayıp yeni eriştiğim 42 bedenden, 38 e inmek 2010 programına yazıldı.

Bu fiyata "ev sineması" değil bir sinema bir ev alınır diye suratlar astığım tv ve ses sistemiyle bir dolu film seyrettim(k),2010'da daha çok seyretmek istiyorum.

Kadayıf ve Kaymak artık moda tabirle "kanki" oldular.Onları öyle görünce hayatımın en başarılı iki işi demekten kendimi alıkoyamıyorum.Bize karşı birbirlerini korumayı,didişseler de birbirleri olmadan olamayacağını öğrendiler.Bu yıl ilk kez birlikte bir şeyler yapmaya başladılar.

Velhasıl, dediğim gibi işte, çok da kötü geçmemiş bize göre 2009.
Nedense 2010 daha sempatik geliyor bana.Hatları biraz yuvarlak olduğundan mıdır bilinmez,ben çok ümitliyim 2010'dan.

Klasik ama olmazsa olmaz bir istek,önce sağlık diliyorum herkese,sonra kim ne diliyorsa pıtır pıtır oluversin bu yıl istekleri.

Not:Fotoğraftaki yılbaşı çiçeklerimi kokinaymış adı vallahi daha geçenlerde bir blogdaşdan öğrendim Fatmacım almış bana,öyle sevindim ki...Teşekkürler sarı kuşum.
Diğer fotoğraflardaki,fincanım cezvem taaa Mardin dolaylarından geldi evimize.Umarım hiç boş kalmaz içleri,hep iki lafın belini kıracak birileriyle köpüklü bir kahveye ev sahipliği ederler.
read more
6 yorum

HOŞGELDİN BEBEK




Hoşgeldin, Güney Bebek,

Şansın bol olsun,zor bir dünya bu dünya,kirletmiş kocaman kocaman abilerin ablaların sen daha gelmeden çok önce.

Haksızlıklarla dolmuş her yer,sevmenin suç,doğruyu söylemenin en büyük kabahat olduğu bir yer oluvermiş burası.

Olsun "sen yine de hoşgeldin!" umudumuz sizlersiniz.

Çok yakın bir arkadaşımın bebişi Güney Bebek, daha bir haftalık,bugün görmeye gittik,bebiş kurabiyeleri hazırladım onun için.



Sonra fotoğraflarını çektim,nasıl da unutmuşum sanki kaymak ,kadayıf hiç bebiş olmadı,huzur doldum,mutlu oldum.

Bebek kurabiyelerim ilk şeker hamuru denemem,kurabiyeler ise benim meşhur "tarçınlı zencefilli" kurabiye tarifim.Çok keyif alarak süsledim,afiyetle yesinler...
read more
7 yorum

VALLAHİ BİZ DELİYİZ!

Dün akşam üzeri kociş aradı, hadi dedi kendimize ayıralım bu geceyi.Aman efendim nasıl sevindim nasıl sevindim anlatamam,çocuklar olduktan sonra birlikte bir şeyler yapmak süpriz yumurtadan çıkan oyuncak gibi heyecanlandırıyor insanı.Eeeee dedim plan nedir? Yıllardır yorulmuşum plan yapmaktan,sene 93 te başlamışız flört etmeye,plan yapan ben,her türlü organizasyonu yapan,bilet alan yer ayırtan ben,olmuş sene 99 evlenmişiz,değişen hiçbir şey yok,yine ailemizin Ahmet San'ı şeklinde koşturup duran ben.İsyan etsen nereye kadar,yapmasan sen de mağdur olacaksın.Biçare katlandım yıllardır,rezervasyoncu başı olmaya.

Ama sevgili okur ne değişti bilmiyorum,acaba benim kociş büyüyor mu, ya da yaşlanıyor mu demek daha doğru ya da yok yok akıllanıyor mu bilinmez son zamanlarda bünyemin kaldıramayacağı şekilde programperver oluverdi.Her neyse efendim, gün içinde yazıp okuyamayınca böyle dili şişiyor insanın susası gelmiyor.Ne diyordum,yapmış bizimki planı.

Big Chef de güzel bir yemek ve ardından Testere 6.
Son zamanlarda yediğim en güzel yemekti,hele üzerine içilen kahvenin sunumu nefisti nefis.Fotoğraf yetersiz ışık ve cep telefonu ile çekilmiştir diyerek de kendimi aklayayım.

Öyle huzur buldum ki anlatamam, ilk kez gittim ben Big Chef'e ama çok beğendim,servis,sunum,lezzet hepsi bütünleşmiş birbiri ile.

Sonra Ankara'da yeni açılmış olan, Gordion Alışveriş Merkezi'ne gittik,bilet almak için gişeye yaklaştık,hani size dönük ekranlar oluyor ya "yeşillerden seçebilirsiniz" deniyor, işte tam o anda;
"Allahım değiştin, planperver oldun be kociş de bunu da mı yaptın,ay nasıl gözlerim doldu,benim için başbaşa korku filmi izleyelim diyerek sinema salonu mu kapattın,ağlamak istiyorum ağlamak!!!!"
diyecekkeeeeeeen,
-başka hiç izleyici yok efendim istediğiniz yere oturabilirsiniz, cümlesi ile irkildim.

Evet şimdi biraz Testere'den bahsedeyim size, seversiniz sevmezsiniz o ayrı ama gerçekten bir felsefesi var filmin. (Bunu sanırım bir tek biz anlasak da pişman değiliz!)

Bence korkunun dozu, şiddetin ölçüsü ve kan miktarı tartışılırken gerçekten göz ardı edilen bir gerçek filmin felsefesi.Testere bir katil değil her şeyden önce. İnsanlar kendi hayatlarına kendileri son veriyorlar.Kaçımız yaşadığımız hayatın değerini biliyoruz ki? Zamanını boşa harcayanlar, insanları kandıranlar,uyuşturucu bağımlıları yani kurbanlar aslında yaşadıkları hayatın değerini bilemeyen bir grup insan.Ama ölümü hissettiklerinde ölüme nefes kadar yaklaştıklarında anlıyorlar ki,yaşadıkları sürede yapmış oldukları çoğu şeyin bedeli aslında JigSaw'un onlara hazırladığı oyun.
"Doğum anında elde ettiğin tüm ayrıcalıklara rağmen hayatın değerini bilemedin." diye başlıyor mücadele.Bir korku filminde yaşam felsefesi çıkarımı pek mantıklı gelmese de size, biz tüm seriyi bu gözle izlediğimizden oldukça da keyif alıyoruz.

Peki başlığa dönersek,deliliğimiz mi nerde? Mesela Testere 5 geldiğinde biz tüm karakterleri hatırlayalım diye,1, 2,3, ve 4.filmleri cd den baştan izleyip sinemaya öyle gitmiştik.En çok da dün gerildim aslına bakarsanız.Kocaman bir sinema salonu düşünün ve sadece iki kişi.Filmi oynatan çocuk da demiştir içinden, hani yeni yetme olsalar,kızı korku filmine getirip öpme sevdasındadır da bir koca adam bir koca kadın,gayet ciddiyetle ve istekle bu filme niye gelir ki?

İşte böyle Sevgili Okur,keyifli bir kaçamak yaptık,tavsiye ederim.Tabi siz hazır kuzusuz bir akşam geçirecekken daha romantik otantik filmleri seçebilirsiniz, ben mani olmayayım.
read more
9 yorum

AZ SONRA

Efendim, az sonra, kocaman bir kase dolusu kabak çekirdeğim,sıcacık kokulu çayım ve belki örgümle beraber kurulacağım televizyonun karşısına.Ben çok tez canlı bir tipimdir, bir diziye bağlanıp bir hafta sonra neler olacağını bekleyemem mesela,sırf bu yüzden "Hatırla Sevgili" yi herkeslerden sonra cd den izlemiştim,gecede üç bölüm şeklinde.
Lost beni pek sarmamıştı şans tanımıştım da.Saçma gelmişti ve insanların acaba acaba diye bekledikleri şeyler benim çok ilgimi çekmemişti amma ve lakin nedense "flash forward" için bir umut belirdi içimde, sanki sevecekmişim gibi, bilişim,ilişim uzmanım bir şekilde temin etmiş dizi cd lerini.Bugüne programladım kendimi,hemen bloglara şöyle bir göz atıp.Kurulacağım koltuğuma.

İş yerinden blog bağlantımızı da kestiler.Artık,anında yorum yazıp okuyamıyorum maalesef.Akşam eve gelene dek bekliyor yorumlarım.
Beklentim yüksek değil diziye dair ama yine de bu akşamı battaniye altı keyif akşamı ilan ediyorum..

Kuzularımı yatırayım,sonra da çayımı demleyeyim,bakalım ne menem bir şeymiş bu "flash forward"...
read more
7 yorum

SANALDAN GERÇEĞE

Dün bir mail atmıştım,takip ettiğim bloglardan birinin sahibesine.Hemen geri dönüverdi,evini cebini yazıvermiş,çekindim bugün numarayı çevirirken biraz. Ama sonra sıcacık bir ses,derman oldu derdime,gösteriverdi bir çıkar yol.
Yıllar önce yaşamıştım aynı duyguları,sanaldan arkadaş olmaz diyenlere inat,kocaman bir ailem oluvermişti o zamanlarda,"www.gebelik.org" diye bir site vardı,internet yeni icat olmuştu,yoksa elektrik de mi yeni bulunmuştu ne?Üzüldüklerine üzüldüğüm sevindiklerine sevindiğim bir dolu anne arkadaşım oluvermişti,halen de kopmadık bir çoğu ile.İşte sanaldan gerçeğe ben bugün AYÇA ile telefonda görüştüm.
Tekrar teşekkürler verdiğin bilgiler için Sevgili Ayça.Haftaya tekrar başını ağrıtırım sanırım...
read more
12 yorum

PAZAR



Cuma akşam,Sevgili GeCe'nin burada yazdığı; "Julie&Julia"'yı seyrettim.Filme 10 üzerinden 9 veririm ki,beni takip edenler bilirler,film konusunda notum oldukça kıttır.İçine çekti,aldı götürdü beni de yanlarına,bir blog yazarı olarak çok şey buldum kendimden tabii.
"İki gerçek hikayeden yola çıkan film, farklı zaman dilimlerinde yaşayan ve kendi zaman dilimlerinde benzer mücadeler vermiş olan iki kadının hikayesini merkez alıyor. Zaman ve mekan olarak ayrı olsalarda hayatları iç içe geçen bu iki kadın, bizlere tutku ve cesaretle herşeyin başarılabileceğini gösteriyor.
Başrollerinde sinemanın yaşayan efsanelerinden Meryl Streep ve başarılı oyuncu Amy Adams'ın yer aldığı filmde komedi, dram, romantizm gibi farklı türler bir arada kullanılmış..."
(Alıntıdır.)

Daha fazla yazmayacağım,isteyenler bir de GeCe'yi ziyaret eder detay bilgi alır,ama ben olsam sevgili okur,seyrederdim.

Cumartesi tembellik yapmak istedim,kurskolikleri dedeye,babaya aktarıp,annemlerle uzunca bir kahvaltı ve kahve keyfi ve sonrasında biraz da ev toplamaca işi yaptım.Bizim sözlükte "ev toplamaca" olarak geçen bu iş,komple bir ev temizliği kadar insanı yoran ve bitince ohh dedirten ama yapılması pek tercih edilmeyen bir iştir.Legolar,arabalar,tokalar,koltuk altına itilen barbie kıyafetleri falan.Sonra kaptım pazar arabamı sebze pazarına gittim.Pazar arabama bayılıyorum öylesine işimi kolaylaştırıyor ki, tekaüt gibi hissetsem de kendimi çok da yakışıyor arabam bana.Demek ki birini izciliğe birini baleye bırakıp sonra toparlamak nasıl yoruyormuş beni,dün bunları yapmamak o kadar iyi geldi ki.

Televizyonda da hafta sonu olup doğru düzgün hiç bir şey yoktu,bir sürü yeteneksizin doldurduğu "yetenek sizsiniz"'e bayılıyor kaymak ve kadayıf. Biraz mecburen ona takıldık,sonra ben Sevgili Asuman'cığımın hediye ettiği yünlerimle ilgilendim.Asuman benim tek tekaüt arkadaşım, anlatırım size ayrı bir postta.Bana yünlerimi almış,tarifleri elleriyle yazmış kit hazırlamış.Başladım hemen tabii,onun kadar beceremesem de çabam var anlayacağınız.

Sonra hiç bir şey yapmak istemedim,kitap,örgü,blog hiç birisi o an için cezbedici gelmedi.Sistemi kapatıp uyumak en iyi olur böyle durumlarda.

Sabah kahvaltıya akradaşlarımız geldi,

Bayılıyorum pazar kahvaltılarına,ya gelecekler ya gideceğim,kalabalık,keyifli kahkahalı yumurtalı,zeytinli,mis gibi ev ekmekli öyle keyifli oluyor ki pazar kahvaltıları.


Sonra pazar rutinleri ve huzur bulduğum blogumla başbaşayım.
Ağlayarak yazdım sonlarını siz göremeseniz de;yıllar sonra edindiğim,olmayan kardeşimden öte,canım bir tanem
fantastik dörtlünün iki kuzusunun anaları ile telefonda konuştum az önce.. Süpriz bir kararla İstanbul'a yerleşiyor,nasıl yaparım onsuz bilemiyorum,öyle alışmışım ki,imdat dediğimde nefes kadar yakınımda görmeye O'nu...Söyleyecek pek sözüm yok,umarım engel olmaz mesafeler bize,umarım daha da bağlanırız birbirimize.
read more
13 yorum

KIZ OLSUN DA ÇAMURDAN OLSUN



Hiç birşeyin ucundan tutmazdım genç kızken,bir evin bir kızı sanırsınız Prenses Diana.Gak desem su guk desem ekmek lafı bizim evde üremiştir.

Üzümün salkımda konuşlandığını öğrendiğimde yirmili yaşların sonundaydım herhalde,üzüm tanelenir büyük su bardaklarına konulur buzdolabında soğutulur servis edilirdi zaat-i alime.
Nar mı? Onun da kabuğu olup ayıklandığını çok geç öğrendim,ayıklanır kaşıkla gelirdi önüme.
Bir çorap ütülediğimi hatırlamam,çorap da ütülenir mi demeyin, kendini seven ütülemez ama benim annem çorapları,toz bezlerini bile ütüleyen bir neslin evladı olduğundan öyle gördüm allahtan benzemedim anneme,şimdi eşini bul top yap çekmeceye attır çorapla ilgili tek işim benim.
Sonra,bulaşık falan da yıkamadım hiç,ay yazarken daha bir tuhaf oldum ben de otel gibi yaşamışım evde yıllarca.
"Yaptığın bana,öğrendiğin kendine" der ya anneler,onu bile dememişti annem,evlenince anladım dünyanın kaç bucak olduğunu.Tamam toz bezleri ve çoraplar ütülenmese de olurdu da ya geriye kalanlar!!!
İçinden gelecekmiş derler ya,benim içimden hiç gelmiyordu demek,eksikliğini de hissetmedim sanki yıllardır yapmış gibi adapte oluverdim evlenince.Halen de düşünüyorum da faydam yoktur anneme,kahvaltıya onlara gitsek,kahve yolda mı diye sorarım pişkince.
Ama benim kızım bana benzemeyecek herhalde,sanırım biraz istifade edeceğim genç kızlığında kendinden.Çamaşır asarken hemen gelir koşarak,pıt pıt elleriyle çırpar asar birer birer.
Elde bez toz almak ister her daim.
Ben yapmadım ama yapana da mani olmayayım tabii,şu ütü işini bir öğrense,aman allahım nasıl mesut edecek beni anlatamam...
Eeee ne demişler, "kız olsun da çamurdan olsun"...Anne senin için üzgünüm ama kendim için umutluyum...
read more
11 yorum

BİLEMEDİM



"Seni kimler aldı kimler öpüyor seni
Dudağında dilinde
Ellerin izi var

Deli gözlerin gelir aklıma
Gülüşün, öpüşün, iç çekişin gelir

Seni kimler aldı kimler öpüyor seni
Dudağında dilinde
Ellerin izi var"

Gittim ben iki gündür bedenim burada ruhum yok yine...Kim bilir kimler çıkacak karşınıza...Kim bilir neleri yaşamak var kitabınızda...
Sorgulanmaz mı "aşk",yanlışı yaşamak da lazım mı acaba...Ya da yanlışın esas sahibi kim?
Yanlış kime göre neye göre yanlış?
Hayır desek başkalarının doğruları mı olacak yaşadıklarınız...
Üzülmüş çok sevdiğim bir "küçük", daha yolun çok başında...Devam mı tamam mı demek istemiyor gözleri belli,
üzüldüğüne çok üzüldüm,kendi kuzularımı koydum yerine
anne oldum...
onu koydum yerime,"aşık sevgili" oldum.
diğeri oldum biraz da ondan ekledim içime
bilemedim,çıkamadım işin içinden,
gençsin yolun başındasın "küçüksün" be kuzum "hele bir daha düşün" demek geldi dilimin ucuna tutuldum diyemedim.
iki gündür ben,içime çektim sıkıntısını yaşadım onunla eşdeğer...
bilemedim yol uzun...
devam mı tamam mı dese dilim.
"anne olunca anlarsın" klişesini,çerçeveletip duvara asmak geldi içimden..
Anne oldum anladım...
Peki acaba ben ne yapardım?
read more
8 yorum

ANKARA'NIN TAŞINA BAK



Sabah, arkadaşlarımıza kahvaltıya davetliydik bugün, kaymak ve kadayıfı müşfik, anlayışlı,hoşgörülü (yakında yeni bir kursa başlayabilirim de) babaları ile bırakıp,her şey sanat için deyip uygulama çekimine gitmek üzere kurs yerine yola koyuldum.

Nasıl bir yağmur,yoksa karla karışık yağmur mu,rahmet mi işte her ne ise,silecekleri kifayetsiz kılacak şekilde yağıyor.
Bir yandan arabadayım kursa doğru gidiyorum,bir yandan itiraf edeyim aklımı sorguluyorum,bu havada,bir pazar günü,dövseler çıkılmaz dışarı,
behey! kaymaklı kadayıf anası,Ankara Kalesi Yollarında,boyun mu uzayacak.Hey Allahım pratik çekim yapmaksa çek işte börtü böcüğü,aklına şaşayım...

İç hesaplaşma yol boyunca sürdü,kursa geldiğimde insanlar toplaşmıştı,dedim var benim gibi deli-kanlar...
Kaleye doğru yola koyulduk,yağmur da çizgi filmlerdeki tepeden takip eden bulut gibi tepemizde,tam dindi derken bizim arabalardan inmemizle tekrardan başlıyor.
Koç Müzesi'nin hemen yanından bu arada Minyatür Odalar Sergisi varmış,varmış diyorum sadece afişlerini gördüm, 14 Şubat'a kadar da açık kalacakmış,ben güzel bir havada anamı da alıp gitmek istiyorum size de tavsiye olunur.Ne diyordum,evet Koç Müzesi'nin hemen yanından Pirinç Han'a doğru yol aldık.Başka şehirde olsa koşar gideriz,ne kadar otantik güzel olmuş Ankara Kalesi.Ağız tadıyla bir gezi tez vakitte istiyorum,hiç bir şey anlamadım desem yeridir.
Mecburen kapalı mekan çekim yaptık,küçücük yerde,18 kişi pek de çekecek bir şey yok,dükkan vitrinlerinden başka.Zaten azar da işittim o ayrı konu.
Bize sadece bir başkasının portresini çekerken izin alınması gerektiği öğretilmişti,bir teyzeyi had safhada kızdırıverdim.Dükkanının önünde keçeden yapılmış semazen sarkaç süsler vardı,bari bunları çekeyim derken,herşeyi öğreniyorsunuz da izin almayı öğrenemediniz mi diye resmen kükredi.Tasarımlar çalınıyormuş,belki de kendi açısından haklıydı,belki de ben de her birşeyi yapacak potansiyel gördü çok korktu işler elinden gidecek diye bilemedim.
Neyse;

Dükkan vitrini,iç mekan kapalı ve yağmurlu ve hatta dolulu hava,pek başarılı kareler olmasa da bir daha gidilesi bir yer olduğunu ve "keçe semazen" bile çekerken izin alınması gerekli olduğunu öğretti bana.

Pencereden dışarısı,bir kaç vitrin,

beter ışık almış bir gramafon ile kısa günün karı şeklinde döndük.Uygulama çekimi daha ileri bir tarihte olabilirdi,baharda gidilebilirdi,kurs bitti hemen çekilsin bitsin gitsin mantığı pek içime sinmedi doğrusu.Neyse gerisi bana kalmış artık,japon turistler gibi dolaşmaktan başka çarem yok artık...
read more
6 yorum

HAZIRIZ









Süsleri astık,taktık,takıştırdık,doladık,sardık,sarmaladık.....
Gün gelir de keyif almazsam şu işten ya hastayımdır ruhen ya da vardır bir tuhaflık...

Her bir parça süsü asarken ağaca,her bir parça dileğimizi diledik...Huzuru bol,neşesi çok,keyfi katmerli olsun yeni yıl dedik,ağzımızın tadı daim,en kötü günümüz hep böyle olsun dedik...
read more